Bazı ilişkilerin dinamiğinde bir taraf kaçarken diğer taraf kovalar.
Bu dinamik çoğu zaman tesadüfen oluşmaz.
Her iki tarafın da kendi ihtiyaçları ve ilişki kurma biçimleri nedeniyle bazı insanlar bu dansın içinde birbirlerine eşlik edebilirler.
Kaçan ve kovalayan taraf çoğunlukla bilinçli bir oyun oynamaz.
Ancak bu iki örüntü bir araya geldiğinde ilişki, bir yakınlaşma ve uzaklaşma döngüsüne dönüşebilir.
Bu Döngü Nasıl Oluşur?
Taraflardan biri;
• Bazen yakınlaşır.
• Bazen temas kurar.
• Bazen ilişki yeniden mümkün görünür.
• Sonra yeniden uzaklaşabilir.
Karşı tarafın bazen yakınlaşıp bazen uzaklaşması, zihinsel olarak ilişkiyle daha fazla meşgul olmamıza neden olur.
İlgi ve yakınlığın düzensiz aralıklarla gelmesi, bazen umudun sürmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle arada gelen bir mesaj ya da küçük bir jest, ilişkinin zorlayıcı taraflarını fark etmeyi zorlaştırır.
Bu dinamikte çoğunlukla ilişki bitmez ama tam olarak başlayamaz da.
Bu döngü zorlayıcı olduğunda, ilişkide kalabilmek için çeşitli mantıksal açıklamalara ihtiyaç duyarız;
• “Belki değişir.”
• “Belki hazır değildir.”
• “Belki biraz daha sabredersem…”
Döngünün sürmesini sağlayan bir diğer unsur ise, umut veren işaretlere daha fazla odaklanabilmemizdir.
→ “Birkaç gündür aramıyor ama geçen gün çok hoş bir jest yapmıştı…”
Zihin bazen ilişkinin iyi gelmeyen taraflarından çok, ilişkide kalabilmeyi destekleyen olumlu işaretleri daha görünür hâle getirir.
Bu nedenle birkaç gündür aramadığı bilgisi geri planda kalırken, yapılan jest daha belirgin hâle gelir.
Bazı Kişiler Neden Uzaklaşma İhtiyacı Hisseder?
Bazı ilişkilerde bir taraf yakınlaştıkça diğer taraf uzaklaşır.
Her şey yolunda giderken karşı tarafın geri çekilmesi, nedenini anlamaya çalışmanıza ya da suçu kendinizde aramanıza neden olabilir.
Oysa bazen ilişkilerden kaçınmak;
• Yakınlığın beraberinde getirdiği duygularla baş etmekte zorlanmak
• İncinmeye karşı kendini korumaya çalışmak
• İhtiyaçları görünür kılmanın zor gelebilmesi
• Reddedilme ihtimalini yönetmeye çalışmak
anlamına da gelebilir.
Neden Ulaşılmaz Olana Çekiliriz?
Ebeveynlerimizle kurduğumuz ilk ilişkiler, yakınlık ve sevgiye dair beklentilerimizi şekillendirebilir ve yetişkinlikte kurduğumuz ilişki dinamiklerine yansıyabilir (Bowlby, 1969; Hazan & Shaver, 1987).
Bazen çocukluk yaşantımızda koşullu sevgiyi deneyimlediğimizde, sevginin kendiliğinden gelen değil, çaba sarf ederek kazanılan bir mesele olduğuna dair inançlar geliştirebiliriz.
Dolayısıyla bazı kişiler için sevgi, uğruna mücadele edilmesi gereken bir mesele gibi hissedilir.
Karşı taraf uzaklaştığında, bağ kurma ve yakınlık ihtiyacımız daha görünür hâle gelir.
Özellikle belirsizlik ve yoksunluk, zihnimizin ilişkiye daha fazla yönelmesine neden olur.
Böyle zamanlarda ilişkiyi daha sık düşünmeye ve onunla zihinsel olarak daha fazla meşgul olmaya başlayabiliriz.
Bu nedenle uzaklaşan kişiye duyulan özlem, her zaman o ilişkinin bize iyi geldiği anlamına gelmeyebilir. Bazen özlemimizin kaynağı, bağlanma örüntülerimizdir.
→ Her ne kadar acı verse de, ne kadar üzüleceğimizi ve kırılacağımızı bildiğimiz yer bazen daha güvenli gelebilir. Çünkü tanıdıktır.
Tanıdık olan her zaman iyi hissettirmeyebilir. Ancak bazen zihnimiz bildiği acıyı, bilmediği ihtimallere tercih eder.
İlişkisel İhtiyaçları Feda Etmek
İlişkiler tek tarafın çabasıyla değil, iki tarafın da emek vermesiyle oluşur, büyür ve gelişir.
Elbette her ilişkide zaman zaman dengeler değişebilir.
Ancak ilişkinin sürdürülebilmesi için sürekli olarak bir taraf kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyorsa, alma-verme dengesi üzerine düşünmek faydalı olabilir.
Çünkü yakınlık kurmak, yalnızca karşı tarafın ihtiyaçlarını gözetmek değil; kendi ihtiyaçlarımıza da ilişkide yer açabilmeyi gerektirir.
İlişkiler, iki kişinin ihtiyaçlarının birlikte var olabildiği bir alan kurabilmektir.
Bu dinamiği dönüştürmek, bir ilişkiyi sürdürebilmek uğruna kendi ilişkisel ihtiyaçlarınızdan uzaklaşmaya başladığınızı fark etmekle başlar.
“Bir başkasıyla yakınlık kurarken, kendi ihtiyaçlarıma ne kadar alan açıyorum?”
Kendi ihtiyaçlarınıza yabancılaşmamanız dileğimle…
Kaynaklar
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment.
Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process.