Hiç düşündünüz mü; ya kendimizle ilgili bize anlatılan hikâyeler gerçekliğimiz hâline gelmişse ve biz, bize ait olmayan hikâyeleri yaşıyorsak?
- “Yetersizsin.”
- “Değersizsin.”
- “Sevilmezsin.”
Peki ya zamanla bu hikâyelere inanmaya başladıysak? Geçmişimizi onların içinden değerlendiriyor, bugünümüzü bu anlatılara göre yaşıyor ve geleceğimizi de aynı doğrultuda şekillendiriyorsak?
Çocuk bedenimizde kendi hikâyelerimizi yazacak gücü bulamamış olabiliriz. O zamanlar başkalarının bizim hakkımızda söylediklerini sorgulayacak, bize verilen rollere karşı çıkacak ya da yaşadıklarımıza başka anlamlar verecek imkânlarımız sınırlıydı. Ancak yetişkinlik hayatımızda kendi hikâyemize yeniden bakabilecek becerilere sahibiz.
Baskın hikâyelerin gölgesinde kalmış başka deneyimlerimizi fark edebilir, alternatif hikâyelerimizi keşfedebilir ve kendimize yeni öyküler yazabiliriz…
Bir Hikâye Nasıl Gerçekliğimiz Hâline Gelir?
Hikâyelerimiz; etkileşimde olduğumuz ailemiz, okul arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, içinde yaşadığımız kültür ve romantik ilişkilerimiz çevresinde şekillenir (Karacabey & Tuzcuoğlu, 2023).
Diyelim ki çocukken sınavlardan düşük notlar aldığınızda çevrenizden:
- “Bak, başaramıyorsun işte.”
- “Komşunun oğlundan biraz örnek al.”
- “Bu gidişle bir yere gelemeyeceksin…”
gibi geri bildirimler aldınız.
Daha sonrasında bu geri bildirimler arkadaşlarınız, öğretmenleriniz veya romantik ilişkileriniz tarafından da pekiştirilmiş olabilir.
Ve tam da bu noktada, sizinle ilgili bir hikâye yazılmaya başlar:
- “Yetersiz biri.”
- “Hiçbir şeyi başaramayan biri.”
Zamanla bu hikâyeler, kendimizi ve yaşadıklarımızı anlamlandırma biçimimizi şekillendirmeye başlar.
Sonra deneyimlerimizi bu hikâyenin içinden seçmeye başlarız. Başarısız olduğumuz anlar hikâyemizde kendine kolayca yer bulurken, başardığımız, çabaladığımız, öğrendiğimiz veya yeniden denediğimiz anlar anlatının dışında kalabilir. Hatta başka hikâyeler bize ait değilmiş gibi gelebilir.
Yetişkinlik hayatınızda ise bir sunum yapacağınız, sınava hazırlanacağınız veya sizden herhangi bir performans beklendiği zamanlarda bu hikâye yeniden konuşmaya başlar:
- “Sen zaten başarısızsın.”
- “Hata yapacaksın.”
- “Yine başaramayacaksın.”
Böylece geçmişte hakkınızda anlatılan bir hikâye, yalnızca geçmişinizi nasıl hatırladığınızı değil; bugün nasıl davrandığınızı ve gelecekte kendiniz için neleri mümkün gördüğünüzü de şekillendirmeye başlar.
Sizler, Size Anlatılan Hikâyelerden İbaret Değilsiniz
Hayatımız sayısız deneyimden oluşsa da bunların hepsi hikâyemizde kendine eşit yer bulmaz. Bazı deneyimler öne çıkar, bazıları ise anlatının dışında kalır.
Belki de kendinizi “başarısız biri” olarak gördüğünüz hikâyede; yeniden denediğiniz, bir zorluğun üstesinden geldiğiniz, cesaret gösterdiğiniz veya bir başkasının hayatında fark yarattığınız anlara yeterince yer verilmemiştir.
Oysa hayatımız, hakkımızda anlatılan tek bir hikâyeden ibaret değildir.
Sistemik psikoterapiyle güçlü bağları bulunan Anlatı Terapisi, hayatımızda baskın hâle gelen hikâyelere yeniden bakabilmemiz için alan açar. Bu hikâyelerin dışında kalan deneyimleri fark etmek ve kendimizle ilgili alternatif hikâyeler keşfetmek mümkündür (White & Epston, 1990).
Belki de mesele geçmişte yazılanları silmek değil; bugüne kadar anlatının dışında kalmış hikâyelerinize de yer açabilmektir.
Kendi hayatınızın direksiyonuna geçtikçe, kendi hikâyenizin de yazarı olabilirsiniz…
“Çünkü hayat, başkalarının sizin hakkınızda yazdığı hikayeleri yaşamak için çok kısa…”
Eğer hikayenizi yeniden yazıyor olsaydınız, kendinizle ilgili nasıl bir hikâye anlatmak isterdiniz?
Kaynakça
Karacabey, H. V., & Tuzcuoğlu, A. S. (2023). Anlatı terapisi: Terapötik dünyaya yeni renkler katmak üzerine bir derleme. İZÜ Eğitim Dergisi, 5(9), 1–20.
White, M., & Epston, D. (1990). Narrative means to therapeutic ends. W. W. Norton & Company.